Anne olmaya karar vermek, hayatın en az hazırlıklı yakalandığımız kararlarından biridir. Diğer büyük kararlarda araştırma yapar, artıları ve eksileri sıralar, gerekirse geri döneriz. Burada ise geri dönüş yoktur. Bir kez anne olduktan sonra, o kişinin hayatınızdaki yeri sonsuza kadar değişmez.
Bu yüzden “hazır olmak” fikri bu kadar yanıltıcıdır. Kimse tam hazır değildir. Hazır olduğunu söyleyenler de ilk gece bebeğin yatağının başında ne yapacağını bilemez. Hazırlık, karar için bir koşul değil; kararın sonradan yavaş yavaş kurulan bir sonucudur.
Peki neye bakarak karar verilir? Para, zaman, kariyer, sağlık, destek sistemi: bunların hepsi gerçek ve hepsi önemli. Ama sorunun özü başka yerdedir: Bir başka insanın hayatından, kendi hayatım pahasına bile olsa sorumlu olmak istiyor muyum? Annelik sevgiyle başlar ama sevgiyle yürümez. Uykusuz gecelerde, ergenlik inatlarında, “anne, sen anlamıyorsun” cümlesinde yürüyen şey sorumluluktur ve bu sorumluluğu isteyerek taşımak gerekir.
Karar verirken dışarıdan gelen sesler de kalabalıktır. “Saati geçiyor”, “bir çocuk daha lazım”, “her kadın anne olmalı” gibi cümleler, kararı sizin yerinize vermeye çalışır. Oysa anne olmak da olmamak da meşru bir karardır. Önemli olan, kararın başkalarının beklentisinden değil, sizin gerçek isteğinizden doğmasıdır. Çünkü çocuk, kimsenin beklentisini karşılamak için dünyaya gelmez.
Anne olmaya karar verenler için de bir gerçek var: Bu karar bir kez verilmez, her gün yeniden verilir. Okul seçiminde, bir yasakta, bir izinde, bir “hayır”da yeniden anne olmayı seçersiniz. Belki de annelik, tek bir büyük karar değil, sayısız küçük kararın toplamıdır.
Sonunda anne olmak, kendinizi eksiltmeden büyütmeyi öğrenmektir. Kolay değildir, kusursuz da olmaz. Ama isteyerek seçildiğinde, zorlukların içinde bile insana ait olduğu bir yer verir.
